Binlerce yıl insana yoldaşlık eden at, binek ve beygirlik vasıfları ile üstlendiği taşıyıcılığın yanı sıra pek çok maddi ve manevi kültür unsurunun da taşıyıcısı olmuştur. Kendisine yüklenen maddi işlevler ve manevi imajlar ile edebiyat, el sanatları, resim, müzik, heykel, demircilik, saraçlık, veterinerlik, askerlik gibi pek çok sanat, zanaat ve bilim dalının gelişmesine katkı sağlayan at, tüm bunların kıtalar ve çağlar ötesine taşınmasında da mühim bir rol oynamıştır. Binek, iş gücü, savaş gereci, besin, hammadde ve meta olarak insana hizmet eden at onunla yoldaşlık, kardeşlik rolleri ile sevgi bağı kurmuş; hız, güç, asalet, özgürlük, estetik gibi kavramların da sembolü olmuştur. Kimileri için vefanın kimileri içinse asiliğin imgesidir. Ata yüklenen imajlar bütününün hülasası, atın görüldüğü rüya yahut kahve fallarının yorumlarında kullanılan “at murattır” sözüdür. Bu yönü ile at insan ruhunun ve muradının bir yansımasıdır. Biniş üslubundan koşum takımlarına, oyun ve sporlardan ritüellere kadar pek çok mecrada kültürel tavır ve pratikler de ortaya çıkaran atın yüzyıllar boyunca bir millî kimlik unsuru olduğu da pekâlâ söylenebilir. Geleneksel kültüre ait form ve estetik karakterlere sahip koşum malzemeleri ile kuşandırılmış bir atın hangi milletin efradına ait olduğu bu göreneğe bir nebze sahip kişiler tarafından kolaylıkla anlaşılabilir. Bunun yanı sıra atın kuyruğunu kesmek, düğümlemek, kınalamak, ölüsünü defnetmek; atı kurban etmek ve cenaze alaylarında ters eyerleyip gözlerine biber üfleyerek gözyaşı döktürmek suretiyle ata yas tutturmak gibi pek çok pratik de atı millî kimlik unsuru kılan uygulamalardır. Araştırmacı ve uygulamacı olarak at, atçılık, atlı oyun ve sporlar ile geçirdiğimiz on yılda edindiğimiz bilgi ve birikimler ile Halkbilimi formasyonumuzu bir araya getirdiğimiz bu çalışmada baytarnâmeler bağlamında at, atçılık, at hastalıkları ve tedavilerini inceleyip tahlil ederek binlerce yıllık birikimin hiç olmazsa bir kısmını günümüze ve gelecek kuşaklara aktarmayı murat ettik. Milletimizin ve medeniyetimizin atçılık birikimi elbette baytarnâmelerle sınırlı değildir ancak çalışmamız sınırlı olmak durumundadır. At binmek istediğinde “At binmeyi biliyor musunuz?” sorusuna ekseriyetle “Bilmiyorum ama ben Türküm!” şeklinde cevap veren milletimiz fertlerinin bilinçaltında, ruhunda ve genetik kodlarında hâlâ en heyecanlı şekilde yaşayan Türk atçılığına bir nebze de olsa ilmî ve pratik bir katkı sağlayabilirsek ne mutlu bize.