Tiroid kanserleri, son yıllarda hem dünyada hem de ülkemizde giderek daha fazla karşılaşılan endokrin maligniteler arasında yer almaktadır. Tanısal yöntemlerin gelişmesi, ultrasonogranin yaygın kullanımı, ince iğne aspirasyon biyopsisinin daha etkin uygulanması ve moleküler/genetik incelemelerin klinik pratiğe girmesi, tiroid nodüllerinin ve tiroid kanserlerinin daha erken ve daha doğru tanınmasına önemli katkılar sağlamıştır. Bununla birlikte, günümüzde gözlenen insidans artışının yalnızca gerçek bir hastalık artışından değil, aynı zamanda görüntüleme ve tanı olanaklarındaki gelişmelerle birlikte daha küçük ve erken evre tümörlerin saptanmasından da kaynaklanabileceği unutulmamalıdır. Tiroid kanserlerinin biyolojik davranışlarının daha iyi anlaşılması, hastalığın artık tek bir klinik ve patolojik başlık altında değerlendirilemeyeceğini göstermiştir. Diferansiye tiroid kanserlerinden medüller ve anaplastik tiroid kanserlerine, nadir histolojik alt tiplerden ileri ve radyoaktif iyot-refrakter hastalıklara kadar geniş bir yelpazede farklı tümör özellikleri ve farklı tedavi yaklaşımları söz konusudur. Bu çeşitlilik, hastaların değerlendirilmesinde kişiselleştirilmiş ve risk uyarlamalı bir yaklaşımın önemini giderek artırmaktadır. Son yıllarda tiroid kanserlerinin tanı ve tedavisinde kaydedilen gelişmeler, klinik pratiği önemli ölçüde değiştirmiştir. Yüksek çözünürlüklü görüntüleme yöntemleri, gelişmiş sitolojik ve histopatolojik değerlendirme, cerrahi tekniklerdeki gelişmeler, seçilmiş hastalarda cerrahi dışı yaklaşımların gündeme gelmesi, radyoaktif iyot tedavisindeki daha seçici uygulamalar ve ileri hastalıkta hedefe yönelik tedavilerin kullanıma girmesi, tedavi seçeneklerini önemli ölçüde genişletmiştir. Özellikle moleküler hedeflerin ve tümör biyolojisinin daha iyi anlaşılması, daha önce sınırlı tedavi seçeneklerinin bulunduğu ilerlemiş hastalıkların yönetiminde yeni bir dönemin kapılarını aralamıştır. Cerrah, endokrinolog, nükleer tıp uzmanı, medikal onkolog, radyasyon onkoloğu, radyolog, nükleer tıp hekimi, patolog ve gerektiğinde genetik danışmanlık ekiplerinin birlikte değerlendirme yapması; özellikle yüksek riskli, ileri evre veya tedavi seçenekleri arasında karmaşık kararların bulunduğu hastalarda büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle multidisipliner yaklaşım, günümüzde tiroid kanseri yönetiminin temel bileşenlerinden biri haline gelmiştir. Elinizdeki bu kitabın amacı, tiroid kanserlerinin epidemiyolojisinden moleküler özelliklerine, tanısal süreçlerden evreleme ve risk sınıflamasına, cerrahi ve radyoaktif iyot tedavisinden sistemik tedavilere kadar hastalığın farklı yönlerini güncel bilimsel bilgiler ışığında bütüncül bir yaklaşımla ele almaktır. Kitabın, farklı disiplinlerden sağlık profesyonellerinin bilgi ve deneyimlerini bir araya getirerek klinisyenlere günlük uygulamalarında yol gösterici bir kaynak sunmasını amaçlıyoruz.